Yaşamın kurak, sarı odalarında sıkışan,hayattan vurgun yemiş solgun bir yaprağa dönen ruhum aniden yağan yağmurun bereketiyle yavaş yavaş yeşeriyor,yeniden hayat buluyor.Tıpkı ilkbaharda açan ,kışın zorluklarından geçmiş asi bir kardelen gibi…
Yağmur taneleri al başını git erişilmez ufuklarına diye fısıldıyor kulağıma.Atıyorum kendimi bana küsmüş sokaklara,kimsesiz caddelere.Tozpembe hayaller dünyasında hissediyorum kendimi.Artık mekanım değil o sarı odalar;uzun,ince değil bu yol…Coşkum şimdi her zamankinden daha bol…Yaşıyorum yaşamı ve serinliği. Dalıyorum derin düşüncelere.
Bunca zaman küçük hesaplarla geçirmişiz zamanı.küçük şeyler için büyük kavgalar…Sıkıştığımız,takılıp kaldığımız anlamsız sözcükler ve cümleler…Çıkmalıyız artık boşuna,çok boşuna düşüncelerden ,kavgalarımızdan.Hepimiz bir kolyede dizilmiş inci taneleri gibiyiz. Birimiz kırılınca bozuluyor bütünlüğümüz. Hiç inci tanesi kırmamalıyız ki hayatın o tozpembe kısmını görelim ve ondaki tadı tadalım.
Zannediyoruz ki hayat hiç bitmeyecek. Geriye dönüp bakalım, nasıl da yağmur taneleri gibi çabuk geçiyor zaman. Zaman geçiyor, seneler oluyor mazi; görmüyoruz bunca yenik düşen halimizi.
Ne boş şeylere üzülmüşüz. Hangi ara süzüldü yaşlar gözlerimizden? Ne zaman küstük birbirimize. Ne zaman yalanlar kapladı sözlerimizi?... Cevap vermek zordur kimi sorulara.
Hani o sarı odalar vardı ya, o sarı odalar… İşte onlar geçmişte kalan kavgalarımdı benim, umutsuzluklarımdı, korkularımdı. Hep duyardım ama dinlemezdim yağmurun sessiz namelerini.şimdi dinliyorum yağmuru,damlalarıyla ıslanıyorum ve arınıyorum tüm günahlardan,hatalardan.