Hayallerim bile çevrili tel örgülerle. Çırpınıyorum boğulduğum çaresizlik denizinde.
Sanki bir kulaç atsam atabilsem kurtuluşum olacak.
Sesine sarılıyorum “gel” diyen sesine...
Dokunamıyorum sözcüklerine. Bir yakalayabilsem gözyaşlarını kağıttan bir kayık yapıp ulaşacağım gözlerine...
Geride seni geride beni yasaklı melek yapanı bıraktığım zamanlar adımlarım şaşırıyor. Çarpıyorum beceriksizce sağa sola...
Yalpalaya yalpalaya...
İleri atılan adımlarım aslında geriye gidiyor ve bunu benden başka kimse bilmiyor...
Paramparça olup tastamam görünebilmeyi başarıyorum. Bölünüp binlerce acıya bütünmüş gibi dimdik ayakta durabiliyorum...
Sessizliğim en deli haykırışım. Kendimle konuşup ucu sivri dikenlerimi kendime batırıyorum. Bendeki sensizliği anlatmak sendeki bensizliği anlamak kadar güç...
Aradan onca mevsim geçmesine rağmen hala yakıştıramıyorum ayrılığı sevdamıza. Bana o sımsıkı sarılmalarının “seni seviyorum” demelerinin birlikte döktüğümüz gözyaşlarının yanında ne kadar soğuk duruyor o kara ayrılık ve hala gittiğine inanamıyorum kalbime kabullendiremiyorum.
Yaşam ve ölüm arasındaki ince çizginin üzerinde bana hala döneceğin günün hayalini kuruyorum. Ama biliyorum gelmeyecek ve beni sonsuzluğa hapsedeceksin...
Şimdi gidişinle alkışlıyor beni hayat.
Tüm yüzler bana sırıtıyor. Hayat benle dalga geçse de umurumda değil.
Herkes sonunda özüne döner.
Özümde sen varsın sanıyordum oysa şimdi yalnızım.
Sensizliğe alışmak zor olacak. Beklide alısamayacam.
Kıs günü buz gibi bir havada ısıtmanla başladı her şey. Şimdi iki damla gözyaşı ile balkondayım.
Yine buz gibi bir havada ayrılıgın ilk dakıkaların karsılıyorum.
Seni sevdim unutma.
Hoscakal gözümün nuru..