Parçaları kaybolmuş bir yapbozdu hayatım, getirdin eksik parçaları, tamamladın beni. Yaşamak için bir sebep lazım, bir bahane… Yapboz var ya. Daha ne olsun! Geldim sana her şeyimle. Kesmekeş.. yorgun.. keyifsiz.. tutuk.. ve teşne.. Sen karşımda bir ilah gibi.. prens gibi.. benim gibi.. sen!
Kaçak yolcusuydum sanki hayatın, kaçırdığım istasyonlar ardımda. İnsem… Gitsem bir kalbe, çalsam kapıyı. Üç günlük misafir karşılaması. Yine yanlış gelmişim.
Kalbim senin hayatım, kalbim senin. Geldiler, oturdular bir çay içtiler yahut kahve; yatıya kaldı kimileri. Ama hepsi misafir… Sen yerleştin, eşyalarını getirdin, ellerini, tenini, sesini, kokunu; yerleştiler hepsi bir bir yerlerine. Senin artık burası. Kokun sinmiş her yere.
Yüzünü özledim, gözlerini.. Gözlerini ovuştursan da anladım, mor menekşeler gibi açmış yalnızlık, göz altlarında. Mutevazi ve mutevazı iki gül bahçesi. Siyah bir gül tam ortada. Dudakların utandı, yalanlarından ve söyleyemediklerinden, kıpkırmızı olmuş bu yüzden. Dudakların dudaklarımın arzusu. Alnında bir çizgiyim ben! Sana bakmak güzel şey. Burdan bakınca intiharıma benziyorsun.
Gel otur yanıma. Yaşlanınca gidersin. Yüzüne düşmüş bir gülün gölgesi. Beni üşüme. Beni düşün. Çok üşüdüm seni. Giyin. Gel otur yanıma. Rüzgara ver yüzünü. Yaşlanınca gidersin. Sus! Karış kanıma. Konuşursan bitersin. Yüzüne düşmüş bir gülün gölgesi. Belki seversin*
Kelime mi bilmiyorum onlar mı beni bilmiyor? İkisi de değilse yetmiyor bunlar. Biraz cin katıp yeni bir kelime mi hazırlasam, alkol oranı fazla sert bir kelime. Sen daha iyi bilirsin belki. Gece, sabah olunca uyanıyor da hece kalıyor be güzelim içinde adamın. Bir kelime olamamak en acı, sen de iyi bilirsin. Kelimelerini bükünce bana benziyorsun.