Bir yolculuktu bu… İçinden çıkamadığım… Sürekli gidiyorum… Sonu gelmeyecekmişçesine…
Sonra tekrar duruyor, tekrar geçmişi yaşıyor ve tekrar başlıyorum yürümeye… Yürümek mi bu koşmak mı içimde olan gerçekten bilmiyorum…
Bir an düşünüyorum ve düşündüğümü gerçekleştirmek isteyen bir duygu bütün bedenimi sarıyor…
Sana geliyorum, gelmeye korkarcasına…
Anlatmak istediğimi çok iyi bildiğim anlarda bile, ne anlatmak istediğini
bilmeyen bir çocuk gibi ağlıyorum… Kendime ve sana ihanet ettiğim için.
Birden bire karanlık bir odanın içinde, bir mum ışığı gölgesinde duvardaki gölgemi görüyorum. Uçsuz bucaksız bir çölde, her şeyi unutup bir tek seni düşünüyorum. Yalnızlığı belki de bu yüzden seviyorum. Kendi içimde yalnız olmak, sensiz olmak, seni düşlediğim gibi sevmek, tek başıma olmamın tek nedeni. Hayatı o kadar uzun görmüyorum. Kısaltıyorum kelimeleri, yaşantım gibi. Yaşantımı sen doldurmadığın sürece. Belki bu yüzden de, yaşamak istemiyorum.
Gerçekten yüreğimi parçalayan, kalbimin atışını duyduğum bir ızdırap sürekli beni acıtıyor. Bir rüya görüyorum. Ama o kadar yıpratıyor ki bu rüya beni, gerçekle soyut arasında bocaladığım bir an başlıyor. Bu anlarda seni değiştirmeye çalışıyorum, görmek istediğim gibi. Sonra yaşantıma geri dönmek istercesine uyanıyor bedenim.
Her şey bitiyor ve her şeyde seni yaşatan bu bedene, bu gözlere, kendime lanet edercesine, kalbimi söküp atıyorum sensizce….a