Gözlerinde yaşama tutunma canlılığı yoktu. Feri yoktu
İnsanlar meraklı bakışlarla seyrettiler onu.
..korkuyordu
Caddenin soğuk zemini işliyordu etine ılgıt ılgıt,
ve başındaki insan kalabalığı, değişen yüzlerin dışında değişmiyordu
Kendisini oraya getiren sahibini arıyordu hep. Aksi adamın biriydi,
üstelik içkiciydi. Ama;
O gelmeliydi. Ve kendini okşamalıydı ve yelelerini ve sırtını ve
yanaklarını O gelmeliydi.
Doğduğunda, annesinden sonra ilk onun yüzüydü gördüğü ve dudaklarının
kıvrımlarına ilişiveren mutluluk çizgileriydi sakalları arasındaki. Ve
derin bir nefes çektiği sigarasının dumanı bir zafer meşalesi gibi
tütmekteydi.
İlk dokunuşlar, okşamalar ve güzel sözler
..ve yulaf, kepekli yem, şekerli su gibi özel
yiyecekler
Bekledi umarsız, hiç durmadan ve yavaş yavaş büyüyen acısına karşı
koyamadan.
Ve biri seslendi kalabalıktan ölüyor bu!
ve biri daha belediyeci çağırın! ve biri daha biri
daha
Artık her şey bitmişti. Ve anlamıştı ki, sahibi bir daha gelmeyecekti. Bu
dünyada yapayalnız olduğunu hissetti.
Ne olurdu onu bir daha görebilseydi.
Başındaki insan kalabalığı artmıştı. Gülüşen iki genç gördü.
Bir kadın geçiverdi yanından, ağzını başörtüsünün ucu ile kapatarak ve bir
yaşlı adam koşarcasınaydı; umursamayarak
..Oysa yaşam ne güzel şeydi
Anasının ayakları dibine, bir kartopu misali düştüğünde merhaba demişti
hayata.
Meraklı, şaşkın ve ürkekti. Ve o günler görülmeye değerdi. Anasının ardına
takılıp çıktığında kırlara, herkes onlara bakardı.
Sevecen, meraklı eller dolaşırdı boynunda ve genç kızlar, delikanlılar
yanağını öperdi.
Mutluluk bu olsa gerek diye düşünürdü bazen. Çünkü o; dağlarda, bayırlarda
özgürce uçuşan cıvıl cıvıl kuşları ile mavi gökyüzünü, yemyeşil
çayırları, dereleri, tepeleri, insanlardan uzak yaşayan yılkı atlarını
bilmezdi.
Zaten onu mutlu kılan şeyleri yaşıyordu. Varsın kuru otu yoncasız, suyu
samanla karışık olsundu.
Yanında annesi ve kendilerine bakan bir sahibi vardı.
Huysuz bir adamdı, günü gününe uymazdı. Ama; bazen, kendini okşaması yok
mu? İşte o zaman bütün gerginliğini atardı.
Bir gün sahibi ağzına bir şey taktı. Ve o şey bütün yüzünü kapladı.
Sırtına da oturmalık, o gün canı çok yandı.
Ve o gün sırtında açılan yaralar, bir daha hiç kapanmadı.
Bir arabaya koşmuştu sahibi onu. Artık o-da çalışacaktı. Ve o çalıştıkça
anası dinlenecek, bir daha yüke koşulmayacaktı.
Bir gün konuşurlarken duymuştu. Anne at artık yaşlanmıştı ve yük
çekemiyordu. Ve bir gün yıkılmıştı iş başında.
O gün, annesinin gözlerinde hiç görmediği bir şeyi görmüştü
..Ve o şeyi hiç
anlayamamıştı
Artık kendisi çalışıyordu ve bu durum onu mutsuz etmiyordu. Biliyordu ki o
çalıştıkça yorgun ve yaşlı anası çalışmayacaktı.
Akşamları anasının yanında yorgunluğunu unutacaktı. Ve sahibi
yiyeceklerini getirdiğinde, ana-oğul karınlarını doyurup,
bir günün üstüne bir sayfa daha kapanacaktı.
öldü galiba! diye bir ses duydu. Hayır..hayır
yaşıyor!
Siyah elbiseli biri iyice sokuldu yanına, başını iki yana salladı; geçip
gitti.
Yolun kenarına çekin şunu dedi birisi ve sonra beş-altı kişi
geldi. Kaldırmaya çalıştılar. Vücudu kalkmak istemiyorcasına ağırdı ve
amacı zaten yardım etmek olmayan insanların direnci ise onun yaşama karşı
koyma direncine
zayıf kalıyordu.
Belediye geliyor mu dedi birisi. Ellerinde tespihi, kırçıllı
sakallı birinin geliyor, geliyor dediğini duydu.
..Gözlerini kapadı
Bir gün çok yorulmuştu. Sahibi de fena halde canını yakmıştı. Taşıdığı
yükün çok ağır olduğu bir gündü. Zorlanmıştı
Sahibi de ona yardımcı olmamıştı nedense. Üstelik sürekli kırbaçlamıştı.
Bir süre sonra da kırbacın vurduğu yer
hissizleşmiş, acımaz olmuştu. Bacağının ise uyuştuğunu hissetmişti. O gün
çok yorulmuştu.
Akşam, sahibi yiyeceklerini getirdiğinde yüzünü okşamıştı ve sırtını ve
yelelerini ve yanaklarını ve onunla konuşmuştu
Ne olursa olsun, iyi adam diye düşündü. Anasıyla beraber karınlarını
doyurmuşlardı. Üstelik arpa yemiş, şekerli su da
içmişlerdi. Ve; aslında onu doyuran şeyin bu mutluluk kırıntılarının
yaşandığı zamanlar olduğunu düşündü.
Geldi..geldi!..Belediyeciler geldi! diye bağırdı bir çocuk.
Başını kaldırmadı bile
Kalabalık ve meraklı bakışlar biraz daha artmıştı.
Acaba sahibi de burada mıydı? Onu bir görseydi, bir görebilseydi
Kendisini kaldırmaya çalışsaydı, yardım etseydi.
Yattığı yerden kalkabilecek gücü verseydi. Konuşsaydı, yüzünü okşasaydı ve
sırtını ve yelelerini ve yanaklarını
Bir gece tuhaf sesler duymuştu.
Sahibinin sesiydi bu. Ve sahibinin yanında birkaç adam daha vardı. Ahırdan
içeri girip kapıyı kapatmışlardı.
Ayın şavkı tahta duvarların arasından ve camsız taka penceresinin kirden
kararmış naylon korunağının yırtıklarından içeri
sızıyordu.
Bu mu? dedi biri. Evet der gibi başını salladı sahibi.
Adamlar anasının yanına doğru yürümüş, sahibi ise ahırın ortasında
hareketsiz öylece duruyordu. Yüzündeki çizgiler
daha da derinleşmişti sanki.
Adamlar, anasını yularından çekerek kapıya yöneldiler. Sahibi kapıyı açtı;
Ay ışığı tamamen dolmuştu içeri ve anasıyla göz göze gelmişti.
O gece, annesinin gözlerinde hiç görmediği bir şeyi görmüştü.
..Ve o şeyi hiç anlayamamıştı
Sabaha doğru sahibi gelmişti ve ona şefkatle yaklaşıp yüzünü okşamıştı ve
sırtını ve yelelerini ve yanaklarını
Şimdiye kadar ona mutluluk veren bu yaklaşım, bu sefer nedense onu mutlu
etmemişti.
..Ve o geceden sonra, bir daha anasını görememişti
Açılın, kamyon iyice yanaşsın! dedi hırpani kılıklı biri.
Bir çöp kamyonuydu bu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yüreğinde ise bir
acı durmadan sızlıyordu.
Sahibi neredeydi? Şimdiye kadar yanında olan sahibi?
Ümitsizlik ve yalnızlık tüm hücrelerine doldu ve bütün vücudu bu yangınla
ürperdi.
İki üç adam yanına sokuldu. Biri eğilerek diğerlerine
haydi dedi. Kaldırmak için yapılan bu zorlamalar, isyan
edercesine bedenine ağırlık veriyordu. Ve bu zorlamalar ise artık canını
yakmıyordu
Vücudunun her yanını dolaşan eller bitip tükenmek bilmiyordu. Bu acı
yumağı ise onun yalnızca yüreğini yakıyordu.
Birden;Ne yapıyorsunuz? diye bir ses duydu. Ve o sesin
Atı bu haliyle çöpe atmanıza izin vermem diyen gürleyişini
duydu. Ne kadar sevecen bir sesti. Ve bu kalabalığın içindeki hiç
kimseden, ve şimdiye kadar tanıdığı tüm insanlardan ve sahibinden şimdiye
kadar hiç duymadığı bir sesti.
Ve anasının sesini duydu ve isyanının sesini duydu bu seste. Bir gayret
göstermeliydi ve bu sesin sahibini görmeliydi.
..bir sakallı adamdı bu.
Ama; biraz önce gördüğü eli tespihli, kırçıl sakallı adama hiç
benzemiyordu. Bir de kadın vardı, ağzını başörtüsünün ucu ile kapatıp
geçip giden kadına benzemeyen.
Mutlu olduğunu hissetti. Buna benzer mutlulukları yaşamıştı önceden.
Çok soğuk ve karlı bir kış günüydü. Sahibi hastalanmıştı. O gün hiç dışarı
çıkmamışlardı. Anasının yanına sokuluşunu düşledi ve onun kokusunu ve
onun sıcaklığını
..içinin acıdığını hissetti
Bir bahar sabahı da sahibi onu daha önce hiç görmediği kırlara götürmüştü.
Dere kenarında, alabildiğine uçsuz bucaksız ve suyu yalaksız ve otu
kırnapsız ve güneşi ve havası tutsaksız. Mutluluktan kendinden
geçmişti
Kendine geliyor dedi sevecen bir ses. O; sakallı adamdı bu ve
o kadın ve onlar gibi olan insanlar.
Artık o caddede değildi ve artık o insanlar yoktu ve sahibini de
aramıyordu;
..mutlu hissetti kendini...
Herkesin duygularını anlayabiliyorum, bakışlardaki sözcükleri,
suskunluklardaki isyanı anlayabiliyorum dercesine bakmaktaydı ve yüzünde
ve sırtında ve yelelerinde ve yanaklarında bir çok sevecen el
dolaşmaktaydı.
Bu insanları mutlu etmek ayağa kalkmaktan geçiyordu. Ama...Yorgun
bacakları, yorgun yüreği buna izin vermiyordu.
Birinin gözlerinde Kalk...Kalkmalısın.. diyen haykırışları;
diğerinin, sırtında dolaşan ellerinde Atlar ayakta ölür,
kalkmalısın ve öleceksen bir at gibi ayakta ölmelisin diyen
fısıltılarını duyuyordu.
..Ve
onların gözyaşı dökemeden ağlayışlarını görüyordu...
Hatta; birinin Aptal hayvan, sen kendine yardımcı olmazsan ben
nasıl olabilirim? Lütfen ayağa kalki serzenişi bile çok mutluluk
vericiydi...
Ama yıllar, yorgunluklar ve acılar ve zorlanmalar, vefasızlıklar ve
sırtındaki nasırlaşan yaralar bu yüreği artık susturacaktı.
Ve bu yüreğin bir köşesinde, birkaç mutlu zamanın fotoğrafı ve ne zaman,
nerede ve nasıl karşılaşılacağı bilinmeyen dostların çaresizce bakan
gözleri kalacaktı...
Yattığı yer artık onu üşütmüyordu. Dizlerindeki ve sırtındaki yaralar da
hiç acımıyordu. Artık yorgun da değildi ve artık mutsuz da değildi...
..ve artık; annesinin gözlerinde gördüğü ve bir türlü anlayamadığı şeyi,
anlamıştı...